Okul Öncesi Eğitim, Çocuğun Doğumundan İlkokula Başladığı 6-7 Yaş Arasına Kadar Olan Süreci Kapsayan, Hem Aile Hem de Kurumsal Eğitim Ortamlarında Uygulanan Sistemli ve Planlı Eğitim Faaliyetlerini İfade Eder. Bu Eğitim Türü, Çocukların Bilişsel, Sosyal, Duygusal, Psikomotor ve Dil Gelişimlerini Çok Yönlü Şekilde Desteklemeyi Amaçlar. Erken Çocukluk Döneminde Kazanılan Deneyimler, Bireyin Tüm Hayatını Etkileyen Bir Temel Oluşturur. Bu Nedenle Okul Öncesi Eğitim, Gelişimsel Açıdan Hayati Bir Süreçtir.
Araştırmalar, Okul Öncesi Eğitim Alan Çocukların Akademik Hayatlarında Daha Başarılı Olduklarını, Sosyal İlişkilerde Daha Uyumlu ve Problem Çözmede Daha Yetkin Olduklarını Ortaya Koymaktadır. Bu Dönemde Eğitim Alan Bireyler, Okula Geçiş Sürecini Daha Kolay Yaşamakta, Akademik Başarıları Yüksek Olmakta ve Disiplin Sorunları Daha Az Gözlemlenmektedir. Aynı Zamanda, Toplumsal Eşitlik ve Fırsat Eşitliği Açısından da Bu Eğitim Dönemi Kritik Bir Rol Oynamaktadır.
Tarihsel Gelişim Sürecine Baktığımızda, Okul Öncesi Eğitimin Modern Anlamda Ortaya Çıkışı 18. ve 19. Yüzyıllara Dayanmaktadır. Johann Heinrich Pestalozzi, Çocukların Sevgi ve İlgiyle Eğitilmesi Gerektiğini Savunarak Bu Alana Büyük Katkı Sağlamıştır. Onu Takip Eden Friedrich Froebel, "Kindergarten" (Çocuk Bahçesi) Adını Verdiği İlk Kurumları Kurarak Sistematik Okul Öncesi Eğitimi Başlatmıştır. Froebel, Çocukların Oyun Aracılığıyla Öğrenmeleri Gerektiğini Vurgulamış ve Eğitimde Oyunun Yeri Konusunda Öncü Olmuştur.
Maria Montessori'nin Geliştirdiği Montessori Yaklaşımı, Çocukların Kendi Kendine Öğrenmesini Destekleyen Ortamlar Kurmayı Öngörürken, Rudolf Steiner'ın Waldorf Yaklaşımı Yaratıcılığa, Sanata ve Hayal Gücüne Dayalı Bir Eğitim Modeli Sunmuştur. Reggio Emilia Yaklaşımı ise Özellikle İtalya'da Ortaya Çıkan ve Çocuğu Aktif, Katılımcı ve Üretken Bir Öğrenen Olarak Gören Bir Modeldir. Bu Üç Yaklaşım, Günümüzde de Pek Çok Ülkede Uygulanmakta ve Eğitim Politikalarına Yön Vermektedir.
Türkiye’de Okul Öncesi Eğitim Süreci, Osmanlı Dönemi'nde Sıbyan Mektepleriyle Başlamış, Ancak Bu Eğitim Kurumları Daha Çok Dini İçerikli Olmuş ve Sistematik Bir Pedagojik Yaklaşım İçermemiştir. Cumhuriyet Dönemi ile Birlikte Modern Eğitim Anlayışları Benimsenmiş, Özellikle 1950’li Yıllardan Sonra Anaokulu ve Anasınıfı Uygulamaları Artış Göstermiştir. 2000’li Yıllara Gelindiğinde Milli Eğitim Bakanlığı, Okul Öncesi Eğitimi Genişletmek ve Yaygınlaştırmak Amacıyla Bir Dizi Reform Gerçekleştirmiştir. Zorunlu Okul Öncesi Eğitimin Pilot Bölgelerde Başlatılması, Okul Öncesi Öğretmenlerinin Yetiştirilmesi ve Fiziksel Alt Yapının Geliştirilmesi Gibi Uygulamalarla Bu Süreç Desteklenmiştir.
Küresel Ölçekte, UNESCO, UNICEF ve OECD Gibi Kuruluşlar da Okul Öncesi Eğitimin Ulusal Politikalar İçinde Önceliklendirilmesi Gerektiğini Vurgulamakta ve Üye Devletleri Bu Alanda Yatırım Yapmaya Teşvik Etmektedir. Erken Yaşta Nitelikli Eğitim Alan Bireylerin Yetişkinlik Döneminde Daha Sağlıklı, Daha Verimli ve Toplum İçin Faydalı Oldukları Bilimsel Verilerle Ortaya Konmuştur.
Bu Nedenle Okul Öncesi Eğitim, Yalnızca Bir Hazırlık Süreci Değil, Aynı Zamanda Toplumsal Gelişimin Temel Taşlarından Biri Olarak Değerlendirilmelidir.